İnsan doğası, uzun yıllardır insanların ilgisini çeken ve hâlâ ilgi çekmeyi başaran bir konudur. Fromm (1993), insanın bir doğaya sahip olduğu düşüncesinin Yunan filozoflarından günümüze kadar geldiğini belirtmektedir. İnsanın “ne” olduğu, din adamlarının ve filozofların yüzyıllardır kafa yorduğu bir soru olmuştur (Pojman, 2006). Parekh’e (1997) göre insan doğası; insanın arzuları, kapasitesi, hükümleri ve eğilimleri gibi özelliklerini içermektedir. Bu özellikler bütün insanlıkça derece derece paylaşılmaktadır.
İnsan, dünyaya geliş özellikleri bakımından diğer tüm canlılardan farklıdır (Kaya, 2007). İnsanın kendine özgü davranışlarıyla ortaya çıkan özellikler, sadece insanda vardır ve bu özellikler onu diğer canlılardan ayırmaktadır (Parekh, 1997). İnsanın hemcinslerinin sergilediği davranışlara ilgi duyması da onu başka canlılardan farklı kılmaktadır (Park, 2018). İnsanın kendine ve başka insanlara olan ilgisi, onu insan doğasını anlamaya yöneltmiştir (Pojman, 2006). Bu nedenle insanın kendi ve başkalarının davranışlarını anlamlandırma merakı, insan doğasının anlaşılması ile çözülmeye çalışılmaktadır.
İnsan doğasını anlama merakı
Birçok şey, insan doğası hakkındaki görüşe dayandığı için insanın “ne” olduğu, insanlık tarihinin en önemli sorularından biri olmuştur (Stevenson, 2005). Bu nedenle insan doğası, geçmişte olduğu gibi günümüzde de göz ardı edilemeyecek bir konudur. Yavuzer’e (2013) göre insan doğasının göz ardı edilmesi, içinde su bulunan ve ısıtılan bir kazanın bütün deliklerinin kapanmasına benzer. Dolayısıyla insan doğası dikkate alınmadan atılacak adımların çözüm üretmekten uzak olacağının göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Tüm bilimler, insan doğası ile önemli veya önemsiz bir ilişki içindedir (Hume, 2016). Adler’e (2004) göre her insanın, insan doğasını anlamaya ihtiyacı vardır ve insan aklının en önemli etkinliği budur. Bireyin insan doğasına ilişkin görüşleri, kendini tanımasında ve başkalarıyla kurduğu ilişkilerinde belirleyici ölçütlerdendir (Aydın, 2014). İnsan doğası, çok eski zamanlardan beri ilgi çekmesine rağmen onun sistematik olarak araştırılması yakın zamanlarda başlamıştır (Park, 2018). İnsan doğasının araştırılması ile insanın tamamen veya hiç olmazsa özünü bilmenin mümkün olacağı düşünülmektedir (Parekh, 1997).
Fromm (1993), insan doğasının “ne” olduğu ile ilgili çok farklı görüşlerin ortaya atıldığını ifade etmektedir. Tarih boyunca birçok düşünür insan doğasını tanımlayarak insanları diğer canlılardan ayıran özellikleri belirlemeye çalışmıştır.
Aydın’a (2004) göre insanı anlamanın zorluğu, insan doğası ile ilgili farklı görüşlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu nedenle insan doğası çalışmalarının insanı anlama gayreti ile ortaya çıktığını ve insanı anlamanın zorluğu ile devam ettiğini söylemek mümkündür.
İnsan doğasının belirsizliği
İnsan doğası insanların ilgisini çeken bir konu olmasına rağmen ona ilgi duyan herkes gerçekten insanı anlama gayretinde olmamıştır. Fromm’a (1993) göre insan doğasını kendi amaçlarına yönelik kullanmak isteyenler de insan doğası hakkında fikir belirtmeye ihtiyaç duymuştur. Örneğin, köleliği savunanlar, bunu insan doğası ile haklı göstermeye çalışmıştır. Stevenson (2005) da insanların ulaşmak istedikleri amaçlarına uygun bir insan doğası anlayışına sahip olduğunu ileri sürmektedir. İnsan doğasının ne olduğundaki belirsizliğin kimi şeyleri haklı göstermek için insan doğasının bir araç olarak kullanılmasına sebep olduğunu belirtmektedir. İnsan doğasının eskimeyen bir kavram olduğunu ifade eden Stevenson, tarih boyunca birçok şeyin insan doğasına ilişkin varsayımlara dayandırıldığını vurgulamaktadır. Buradan tarih boyunca sebebi değişse de insan doğasının açıklanmasına hep ihtiyaç duyulduğu anlaşılmaktadır. İnsan doğası ile ilgili yapılan açıklamaların kimi insanların insanı anlama gayretinden kimi insanların da kendilerini haklı çıkarma gayretinden kaynaklandığı görülmektedir.
Wilson (2017), insanın doğasını yansıtan davranışların çoğunun ya içgüdüsel olduğunu ya da kültür yoluyla nesilden nesile aktarıldığını ileri sürmektedir. Bunun her insanın beyninde kültürle ilişkili genlerin bulunmasından kaynaklandığını iddia etmektedir. Sahlins (2012) ise insan doğası ile ilgili tanımlamaların tamamen kültürel olduğu görüşündedir. Ona göre toplumlar, kendi kültürlerine uygun bir insan doğası tanımı yapmaktadır. Sahlins, kültür ile insan doğasını birbirine eş tutmaktadır. Bunun için insanların kültür ile uyumlu bir hayat sürmekte olduğunu belirtmektedir. İnsan, doğası gereği kültüre uymaya kendini zorlamaktadır. Kültür, insanın davranışlarını sınırlandırmaktadır. İnsan doğasını kültür ile bir tutan Sahlins’e göre insan doğasının tanımı toplumdan topluma ve kültürden kültüre farklılaşmaktadır. Bu sebeple insan doğası hakkında kesin bir şey söylemenin zor olduğu düşüncesindedir. Parekh (1997) ise insanın sahip olduğu özelliklerin sosyal veya kültürel olarak üretilmediğini, insan türünün mirası olduğunu ileri sürmektedir.
İnsan doğası ile ilgili yapılan tanımlar ve bunların neye göre yapıldığı farklılık göstermektedir. Hanoğlu’na (2014) göre epistemolojik açıdan bakıldığında insan, düşünen bir canlı olarak görülürken politik açıdan bakıldığında toplumsal bir canlıdır. İnsan doğasına ilişkin açıklamalar, insan doğasını tanımlayan kişilerin amaçlarına ve insanın hangi açıdan ele alındığına göre şekillenmektedir. Dolayısıyla insan doğasının belirsizliği nedeniyle bu konuda söylenenleri tamamen kabul veya reddetmenin mümkün olmayacağı açıktır.
Ortak insan doğası
İnsan doğasına ilişkin açıklamalar her ne kadar farklı olsa da insanı insan yapan birtakım özelliklerin bulunduğu fikri eskiden beri kabul görmektedir (Fromm, 1993). David Hume, insan doğasının evrensel olduğunu kabul ederek her devirdeki insanların benzer davranış kalıpları sergilediğini ifade etmiştir. Öte yandan insanların iyi ve kötüye yükledikleri farklı anlamlardan dolayı değer yargıları ile birbirlerinden farklılaştıklarını söylemiştir (Yürüşen, 2013). Hume, insan doğasını duygu ve iradelerden meydana gelen kompleks bir yapı olarak görmekle birlikte insan doğasının evrensel olduğunu savunmuştur. Buna göre insanların birbirine benzer davranışlar sergilemesi insan doğasının evrenselliğine dayanmaktadır (Çelebi, 2011).
İnsan doğası ile ilgili görüş belirten araştırmacılar genel olarak ortak insan doğasına vurgu yapmışlardır. Parekh (1997), insanların ortak bir doğaya sahip olduğunu, sahip olunan özelliklerin bütün insanların fiziksel ve psikolojik yapısının bir parçası olduğunu belirtmektedir. Adler (2012) ise hayvanların kendi türlerine biyolojik olarak benzediği gibi insanların da biyolojik olarak birbirlerine benzediklerine dikkat çekmiştir. Bu benzerliğin ortak insan doğasını gösterdiğini ve insanların bireysel farklılıklara sahip olmakla birlikte ortak bir doğaya sahip olduğunu söylemektedir.
İnsan doğasının değişkenliği
İnsanı anlamaya ve anlatmaya çalışan düşünürler, insan doğasının belirsizliğini, onu çeşitli argümanlarla açıklayarak aşmaya çalışmışlardır. İnsan doğasını açıklayan düşünürlerin insana bakışları, insan doğası yaklaşımlarını da etkilemiştir. Yaşadıkları zamandan ve toplumdan etkilenerek insan doğası hakkında kötümser veya iyimser varsayımlarda bulunmuşlardır. Wilson (2017), insanın kötü bir doğaya sahip olduğu düşüncesini savunanlardandır. İnsanların kendini düşünen bencil varlıklar olduğunu öne sürmektedir. Topluluk içinde yaşamasının bile bencilliğinin gereği olduğunu düşünmektedir. Her ne kadar iş birliği ve birlikte yaşamaya önem verilen toplumlar kurulmuş olsa da bunun temelinde de yine insanın kendini düşünmesinin yattığını iddia etmektedir.
Sahlins (2012), kendisi aynı fikirde olmasa da kötümser insan doğası düşüncesinin çoğu kişi tarafından kabul gördüğünü belirtmektedir. Sahlins’e göre insan doğasının kötü olduğunu savunanlar, başkalarının zararına bile olsa her insanın önce kendisini düşündüğünü varsaymaktadır. Öte yandan insan doğasına ilişkin kötümser düşünce ile hareket edilmesinin, kötümser görüşü haklı çıkarmaya yaradığı da bir gerçektir. Keskin vd. (2016), yöneticilerin davranışlarını insan doğasına ilişkin varsayımlarına göre ayarlamasının, çalışanların bu varsayımlara uygun hareket etmesi ile sonuçlandığını belirtmektedir. Buna göre insanın doğuştan kötü olduğu varsayımıyla hareket edilmesi sonucunda bu görüşü destekleyen özellikler öne çıkmaktadır.
Sahlins (2012), özellikle Batı’da insanın doğuştan kötü olduğuna ilişkin görüşün hakim olduğunu belirtmektedir. Fakat kendisi insan doğasına ilişkin bu görüşün tersini savunmaktadır. İnsan doğasına ilişkin kötümser görüşün, insanın çıkarına düşkün hayvani bir doğasının olduğu düşüncesinin, bir yanılsamadan ibaret olduğunu söylemektedir. Bu yanılsaması nedeniyle de modern insanın vahşileşerek aslında insanlıktan uzaklaştığını ileri sürmektedir.
Günümüzde insan doğasının hâlâ tartışılıyor olması, insan doğasının belirsizliğinin yanı sıra değişkenliğinden de kaynaklanmaktadır. Fromm (1993), insan doğasının değişebilir olduğunu vurgulamaktadır. İyi ve kötü davranışlarda bulunabilen insanın, doğasının iyi mi yoksa kötü mü olduğunu ileri sürmenin zorluğu ortadadır. Winnicott’a (2017) göre sağlıklı bir insan ölene kadar büyümeye ve gelişmeye devam ettiği gibi değişmeye de devam etmektedir. İnsanın değişmeye elverişli yapısı, insana farklı yönden bakılarak insan doğasının farklı tanımlanabilmesine olanak vermektedir (Hanoğlu, 2014). Bu yüzden insan doğasına ilişkin görüş belirtilirken insanın yalnızca belirli özelliklerine göre bir tanım yapmak, insanı anlamayı daha da zorlaştıracaktır. Daha da kötüsü insanın anlaşıldığı zannedilerek çok az bilgi ile genellemeye gidilecektir. Morin (2012), böyle bir hataya düşmemek için insanın karmaşık bir varlık olduğunun göz önünde bulundurulmasına ve insan doğası ile ilgili değerlendirme yapılırken insanın bütüncül olarak incelenmesi gerektiğine dikkat çekmektedir.
İnsanın hem belirsiz hem de değişebilir bir doğaya sahip olması, insan doğasını incelerken birçok değişkeni göz önünde bulundurmayı gerektirmektedir. İlk insandan günümüze kadar insan doğasının aynı kaldığı düşünülecek olsa bile şartların değişmesi ile insanların davranışlarının farklılaştığı görülebilmektedir. Aynı insanın dahi farklı zamanlarda farklı davranışlar sergilemesi, insan doğasını anlamayı ve insanın davranışlarını kestirebilmeyi zorlaştırmaktadır. Kaldı ki insan doğasına ilişkin şimdiye kadar genel geçer bir tanım yapılabilmiş olsaydı bu konuda hâlâ araştırmalar yapılıyor olmayacaktı. İnsan davranışlarını anlamaya yönelik yapılan araştırmalar ise insan doğasına ilişkin varsayımları kuvvetlendirmektedir. Bu yüzden insan doğasının “ne” olduğuna ilişkin açıklamalar, sadece bu konudaki varsayımları yansıtmaktadır.
Toplumsal bir varlık olarak insan
İnsanın anlaşılmasının zorluğu nedeniyle tarih boyunca herkes insan doğasını kendi anladığı şekilde anlatmıştır. Yapılan tanımlamalar, verilen örneklerle kendisine destek bulmuştur. İnsan doğası ile ilgili söylenenler, gerçeğin farklı boyutlarını yansıttığı için her söyleneni reddetmek kolay görünmemektedir. İnsan doğasına ilişkin birbirinden farklı açıklamaların olması ve bunların hiçbirinin tamamen kabul veya reddedilememesi nedeniyle insan doğasına ilişkin açıklamalar birer varsayım olarak kalmıştır. İnsanın ne olduğunu anlamanın ve anlatmanın zorluğu bu varsayımlarla aşılmaya çalışılmıştır.
Farklı bilimler insanın farklı özelliklerini dikkate almaktadır. İnsan doğasına farklı bilimler, kendilerini ilgilendiren yönüyle açıklama getirmeye çalışmıştır. Karmaşık bir varlık olan insanı anlamanın zorluğu nedeniyle insan doğası açıklamalarının amaca yönelik olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Hanoğlu’na (2014) göre bir ressam gözüyle bakıldığında gören bir canlı olan insan, müzisyen gözüyle bakıldığında duyan bir canlıdır. Eski çağlarda filozofların başlattığı insan doğası ile ilgili tartışmaları, günümüzde farklı bilimler insanın kendilerini ilgilendiren yönleriyle devam ettirmektedir.
İnsan doğasına ilişkin varsayımların ortak noktası insanın toplumsal bir varlık olduğudur. Bu nedenle Adler’e (2004) göre insan doğası, insanın toplum içindeki davranışları incelenerek anlaşılmaya çalışılmıştır. Adler’e göre toplumdan uzak insanın özellikleri gizli kalırken insan, sahip olduğu özellikleri bir topluluk içinde sergilemektedir. İnsanın toplumsal bir varlık olması o kadar önemsenmiştir ki Platon insan doğasını, insanın toplumsal bir varlık olmasına göre açıklamıştır (Stevenson, 2005).
Yararlanılan Kaynaklar
Adler, A. (2004). İnsanın doğası (A. Tekşen Kapkın, Çev.). İstanbul: Payel Yayınevi.
Adler, M. (2012). İnsan doğası, eğitim ve kültür (G. Birinci, Çev.). Atılım Sosyal Bilimler Dergisi, 2(2), 54-66.
Aydın, A. (2014). Yaşadığımız dünya (Psikoloji, Sosyoloji, Siyaset Bilimi ve Felsefe üzerine denemeler). Ankara: Pegem Akademi.
Çelebi, N., Vuranok, T. T. ve Hasekioğlu Turgut, I. (2015). İlk ve ortaokullarda öğretmenlerin ödül sistemine ilişkin görüşleri. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 1(34), 75-104.
Fromm, E. (1993). İnsandaki yıkıcılığın kökenleri (Ş. Alpagut, Çev.). İstanbul: Payel Yayınevi.
Hanoğlu, İ. (2014). İnsan tabiatı bağlamında kimlik ve kişilik kavramlarının irdelenmesi. KADER Kelam Araştırmaları Dergisi, 12(2), 171-180.
Hume, D. (2016). İnsan doğası üzerine bir inceleme (A. Yardımlı, Çev.). İstanbul: İdea Yayınevi.
Kaya, A. (2007). Yönetimde insan ilişkilerinin sırları. Konya: Eğitim Kitabevi Yayınları.
Keskin, H., Akgün, A. E. ve Koçoğlu, İ. (2016). Örgüt teorisi. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.
Morin, E. (2012). Yitik paradigma: İnsan doğası (D. Çetinkasap, Çev.). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Parekh, B. (1997). Is there a human nature. L. S. Rouner (Ed.), Is there a human nature içinde (s. 15-27). Notre Dame, Indiana: University of Notre Dame Press.
Park, R. E. (2018). İnsan doğası sosyoloji bilimine giriş IV (Ç. Taşkın, Çev.). İstanbul: Pinhan Yayıncılık.
Pojman, L. P. (2006). Who are we? Theories of human nature. New York: Oxford University Press.
Sahlins, M. (2012). Batının insan doğası yanılsaması (E. Ayhan ve Z. Demirsü, Çev.). İstanbul: Bgst Yayınları.
Stevenson, L. (2005). Yedi insan doğası kuramı (N. Arat, Çev.). İstanbul: Say Yayınları.
Wilson, E. O. (2017). İnsan varlığının anlamı (Z. Sezer, Çev.). İstanbul: Olvido Kitap.
Winnicott, D. W. (2017). İnsan doğası (P. Koç, Çev.). İstanbul: Pinhan Yayıncılık.
Yavuzer, N. (2013). İnsanın saldırgan ve yıkıcı doğasını anlamak. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimleri Dergisi, 12(23), 43-57.
Yürüşen, M. (2013). İnsan doğası sosyal düzen ve değişim: David Hume’un sosyal ve siyasal felsefesi. Ankara: Liberte Yayınları.
