İnsan doğasının kötü olduğu yaklaşımı, buna ilişkin getirilen örneklerle desteklenmiştir. İnsanın kötülük yapması, bu yaklaşımı haklı gösteren bir delil olmuştur. Buna karşın insan, sadece kötülük yapan bir varlık değildir. İnsan doğasına ilişkin iyimser yaklaşımda insanın sahip olduğu özellikler reddedilmemekle birlikte bunların, yalnızca kötülük yapma amacıyla kullanılmadığı üzerinde durulmaktadır.
İnsan doğasına ilişkin iyimser yaklaşım da kötümser yaklaşım gibi çok eskilere uzanmaktadır. Aristoteles, insanda hem iyiye hem kötüye yönelik kabiliyet bulunduğunu söylemiştir. İnsanın doğası gereği mutlu olmayı istediğini belirten Sokrates’e göre insanın varoluşunun amacı, dünyadaki varlığının temel nedeni mutlu olmaktır. Mutlu olmak için de bilgiye ve erdeme ihtiyacı vardır. Sokrates insanın kendisini bilmesini, erdemli olmasının ön koşulu olarak görmüştür. Burada insan doğası bilgisinin önemine de işaret eden Sokrates, bilginin ışığında neyin doğru ve yanlış olduğunu bilen insanın isteyerek kötülük yapmayacağını savunmuştur (Aydın, 2004).
İnsan doğasına ilişkin iyimser bakış; insanın doğuştan iyi bir doğaya sahip olarak dünyaya geldiği ancak kapasitesini kullanmayan insanın bu iyi doğadan uzaklaşarak kötüleştiğini ileri sürmektedir. İyiliğe yönelmeyen insanın kötüleşeceği üzerinde durulmaktadır. Heidegger (2004), insanın dünyadaki varlığına anlamlı bir karşılık verebilmesi için kendini sürekli özgürleştirmek ve geliştirmek zorunda olduğuna dikkat çekmiştir. Bu yüzden insanın ortaya çıkardığı kötülüklerin onun kötü olan doğasından değil, dünyadaki varlığına anlamlı karşılık verememesinden kaynaklandığı söylenebilir.
İnsanın dünyaya kötülük için gelmediğini belirten Sokrates, insanın kasıtlı olarak kötülük yapan bir varlık olmadığını savunmuştur (Aydın, 2004). İnsan doğasına kötümser yaklaşan Wilson (2017), insanın kötülük yapmasının buna mecbur kalmasından kaynaklandığını söylemektedir. Sahlins (2012), doğuştan kötü olduğu söylenen insan doğası anlayışını yanlış bularak insan doğasına kötümser yaklaşımın bir yanılgı olduğunu ve bu yanılgı nedeniyle insanlığın büyük sorunlar yaşadığını belirtmektedir.
İnsan doğasına ilişkin iyimser yaklaşım da kötümser yaklaşım gibi çok eski olmasına rağmen kötümser yaklaşım, iyimser yaklaşımdan daha yaygın olarak varlığını devam ettirmiştir. Hristiyanlık inancının insana bakışı, kötümser yaklaşımı daha baskın hâlde tutmuştur. Dinin insanla ilgili açıklamaları Rönesans’a kadar Batı’da yeterli görülmüş, insan ile Rönesans’tan sonra ilgilenilmeye başlanmıştır. Bu nedenle insan doğasına ilişkin iyimser bakış, Aydınlanma döneminde yoğunluk kazanmıştır. Aydınlanma dönemi ile birlikte insana bakış köklü bir değişime uğramış ve her şeyin tek ölçüsü insan olarak kabul edilmeye başlanmıştır. İnsanın önemi ve hayatın anlamı gibi kavramlar öne çıkarılmıştır (Aydın, 2004).
Aydınlanma dönemindeki insana ilişkin iyimser yaklaşım, John Locke’un (2000) “İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme” eserinde somut bir şekilde ifade edilmiştir. Bu dönemi başlatan görüşleri ile Locke, insanların boş bir bilinçle (tabula rasa) tamamen iyi olarak dünyaya geldiğini ifade etmiştir. Kitabında insanın doğasında toplumun etkisi üzerinde durmuştur. Erich Fromm da bu düşünceyi taşımaktadır. Fromm (1993), farklı kültürlerin ve farklı dönemlerde yaşayan insanların incelendiği araştırmaların da katkılarıyla çok sayıda insanbilimcinin insanın doğuştan boş kâğıt hâlinde dünyaya geldiği ve her kültürün kendi metnini işlediği anlayışını taşıdığını ifade etmiştir.
İnsan doğasına ilişkin iyimser yaklaşımda insanın kötülük yapabilecek bir varlık olduğu gerçeği göz ardı edilmemektedir. Bu yaklaşımda insanın doğuştan, iyi ve kötü olabilecek bir varlık olarak dünyaya geldiği savunulmaktadır. Fakat insanın doğuştan kötü olduğu düşüncesine karşı çıkılmaktadır. İnsanın iyiliğe ve kötülüğe sonradan yöneldiğine inanılmaktadır. İnsanın iyi veya kötü olarak nitelendirilmesinin ancak toplumdaki davranışlarına göre olabileceği ileri sürülmektedir.
İnsan doğasına iyimser yaklaşan Voltaire, insanın iyi veya kötü olmasının göstergesi olarak onun toplumdaki davranışlarına işaret etmiştir. Toplumsal hayattan uzak, inzivaya çekilmiş bir insanın kilise tarafından kutsanmış bile olsa erdemli olarak değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir. Voltaire’e göre insan, doğuştan iyi ve saf bir doğaya sahiptir. Fakat sağlıklı bir insanın hastalanması gibi iyi bir doğaya sahip insan da kötüleşebilmektedir. İnsanların çoğunun hasta, yaşlı ve çocuk gibi masum insanlardan oluştuğunu belirtmiştir. Bu insanların kendi hâllerinde yaşadıklarını ve kimseye kötülük yapacak durumda olmadıklarına dikkat çekmiştir. Voltaire, kötülük yapmaya elverişli insanların yalnızca az sayıda politikacı ve onların kiralık adamları olduğunu, bunların sayısının ise dünya nüfusunun çok azını oluşturduğunu söylemiştir. Bu düşünce ile bin kişiden sadece bir kişinin kötü olma potansiyeline sahip olduğunu iddia etmiştir (Aydın, 2004).
Rousseau (2009) da insanın doğal hâliyle iyi olduğu düşüncesindedir. Hobbes, insanların doğal hâlde birbirlerine düşman olduğunu savunurken Rousseau’ya göre herkes birbirine dosttur. Rousseau, insanı kötü yapanın uygarlık olduğunu iddia etmektedir. Eskiden gereksinim duydukları her şeye sahipken insanların saygı içinde yaşadıklarını ve mutlu olduklarını söylemektedir. Rousseau, insanı özel mülkiyet duygusunun kötüleştirdiğini iddia etmektedir. Bunun da etkisiyle özel mülkiyet duygusunu bencillik ve yıkıcılık olarak kabul etmektedir. Rosseau’nun da belirttiği üzere insan doğasına ilişkin iyimser görüşte insanın doğuştan değil, sonradan kötü bir varlık haline geldiği vurgulanmaktadır.
Yakın tarihte insan doğası ile ilgili araştırmalar yapan Abraham Maslow ve Douglas McGregor da insanın tamamen kötülüğü düşünen bir doğasının olmadığını vurgulamışlardır. Maslow (1954), ihtiyaçlar hiyerarşisi kuramı ile insanın dünyaya kötülük yapmak üzere gelmediğini, nihai hedefinin kendini gerçekleştirmek olduğunu vurgulamıştır. McGregor (1960) da zannedildiğinin aksine insan doğasına ilişkin kötümser bakışın doğru olmadığını söylemiştir. İnsan doğasına ilişkin kabul gören olumsuz varsayımları ortaya koyarak bunların yanlış olduğunu ileri sürmüştür.
İnsan doğasına ilişkin iyimser yaklaşım, insana önem verilmesiyle yaygınlaşmıştır. İnsana değer veren anlayışlar, insanın kötü bir doğaya sahip olduğu anlayışına karşı çıkmıştır. İnsan doğasına iyimser yaklaşan Heidegger (2004), insanın değeri üzerinde durarak insanın en değerli varlık olduğunu ileri sürmüştür. İnsanın aklı ile bütün sorunları çözebileceğini ileri süren Heidegger gibi insan doğasına iyimser yaklaşanlar, doğru ve yanlışı ayırt edebilen insanın isteyerek kötülük yapmayacağına inanmışlardır. İnsanı değerli bir varlık olarak gören ve insan doğasına iyimser yaklaşanlar; dünyanın insan tarafından anlamlandırıldığına, insan olmadan dünyanın bir anlamının olmayacağına inanmışlardır.
Referanslar
Aydın, A. (2004). Düşünce tarihi ve insan doğası. İstanbul: Gendaş Kültür.
Fromm, E. (1993). İnsandaki yıkıcılığın kökenleri (Ş. Alpagut, Çev.). İstanbul: Payel Yayınevi.
Heidegger, M. (2004). Varlık ve zaman (A. Yardımlı, Çev.). İstanbul: İdea Yayınevi.
Locke, J. (2000). İnsan anlığı üzerine bir deneme (V. Hacıkadiroğlu, Çev.). İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
Maslow, A. H. (1954). Motivation and personality. New York: Harper & Row Publishers.
McGregor, D. (1960). The human side of enterprise. New York: McGraw-Hill.
Rousseau, J. J. (2009). Emile (Y. Avunç, Çev.). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Sahlins, M. (2012). Batının insan doğası yanılsaması (E. Ayhan ve Z. Demirsü, Çev.). İstanbul: Bgst Yayınları.
Wilson, E. O. (2017). İnsan varlığının anlamı (Z. Sezer, Çev.). İstanbul: Olvido Kitap.
