İnsan doğasına ilişkin kötümser yaklaşım

insan-dogasina-kotumser-yaklasim

İnsan doğasına ilişkin kötümser yaklaşım, eski zamanlardan beri kendisine destek bulmuştur ve yaygın olarak varlığını devam ettirmektedir (Sahlins, 2012). Bu yaklaşımda insanın yaptığı iyilikler bile insan doğasının kötü olduğu ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Wilson’a (2017) göre bir insanın başka bir insana iyilik yapması, elde etmeyi amaçladığı fayda ile açıklanabilir. İnsan doğasına ilişkin kötümser bakış ile insan doğasının doğrudan veya dolaylı bir şekilde kötülük ürettiğine inanılmaktadır (Stevenson, 2005).

İnsan doğasına kötümser yaklaşanlar, insanın doğuştan kötü bir varlık olarak dünyaya geldiğini savunmaktadır. Sahlins (2012), insan doğasına ilişkin bu yaklaşımın dinî inançtan kaynaklandığını ileri sürmektedir. Calvin de İncil’deki “ilk günah” kavramına bağlı olarak insanın doğasının İncil tarafından belirlendiğini iddia etmiştir (Fromm, 1996). Sahlins’e göre dinî inancın etkisi ile Batı’da insanın doğuştan kötü bir doğaya sahip olduğu düşüncesi hakim durumdadır. Diğer yandan insan doğasına ilişkin kötümser yaklaşımın Hristiyanlık inancından önce de olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu yaklaşımın sadece dinî inançtan kaynaklanmadığı anlaşılmaktadır.

Ulaşmak istedikleri hedefe göre bir insan doğası tasavvur edenler, kendi davranışlarını haklı göstermek ve egemenliklerini devam ettirmek için kötü bir insan doğası fikrini taşımıştır (Adler, 2004). İnsan doğasını açıklamaya çalışan ve en çok duyulan görüşlerden biri hedonizmdir. Hedonizme göre insan davranışlarının temel belirleyicisi olarak haz duygusu görülmektedir. Epikuros’a göre haz, insan davranışlarının belirleyicisi olmasıyla birlikte nihai amacıdır. Epikuros, insanın haz peşinde olmasını olumsuz değerlendirmemiştir. Bilge bir yaşamın, bütün erdemlerin kaynağı olduğunu belirtmiş ve buna ancak haz ile ulaşılabileceğini iddia etmiştir (Aydın, 2004). Hume’a (2016) göre de insanların hareketlerine haz arayışı yön vermektedir. İnsan davranışlarının acıdan kaçma ve hazza yönelme ile gerçekleştiği düşüncesi, eski olması ile birlikte geniş bir kabul görmektedir.

İnsan doğasının kötü olduğu düşüncesini savunanlar, insanın davranışları ile buna haklılık kazandırmaya çalışmışlardır. Bunlardan biri olan Freud’a göre toplumca kabul edilmeyen dürtülere sahip olan insan, yıkıcı ve olumsuz bir varlıktır (Yavuzer, 2013). Freud, insan davranışlarını bilinç dışı olarak yöneten güçleri araştırmış ve davranışların içgüdülere göre sergilendiğini ileri sürmüştür (Stevenson, 2005). Freud’a (1997) göre insan davranışlarının temelinde haz vereni arama ve acıdan kaçma eğilimi yatmaktadır. İnsanın cinsel ve ego içgüdülerine sahip olduğunu ifade eden Freud, bu içgüdülerin sürekli olarak doyurulmaya çalışıldığını belirtmektedir (Aydın, 2004).

Davranışlarında sürekli olarak alacağı hazzı hesap etmesi, insanın bencilliğini göstermektedir. Bu düşünceye göre bir insanın ucunda haz olmadan başka bir insana iyilik yapması da mümkün değildir. Wilson (2007), insanların neredeyse tamamının kendi hayatına yön verme kaygısında olduğunu ifade etmektedir. Hobbes’a (1993) göre insan doğal hâlinde yalnızca kendini düşünen bencil bir varlıktır ve doğallık içinde bu bencillik sınırlandırılmamaktadır. Bu yüzden Machiavelli’nin (1994) belirttiği gibi yalnızca kendi gereksinimlerini düşünen insan, yaşantısında çıkarlarına göre hareket etmektedir.

İnsanın bencilliği, aynı zamanda kendisinin diğer insanlardan üstün olduğu düşüncesini de ortaya çıkarmaktadır. Adler’e (2004) göre insanın üstünlük hedefi açıkça ifade edilmeyen bir hedeftir. İnsandaki toplumsal duygu, üstün olma hedefinin açıkça ortaya konmasını engellemektedir. Adler, üstünlük duygusunun insanın doğasında bulunduğunu fakat bunun kabul edilebilir bir dış görünüme büründüğünü belirtmektedir. Keller’e (2006) göre insanın kendisi hakkında bir imaja sahip olması ve kendi hakkında fikir yürütmesi insanın asli özelliklerindendir. Bu yüzden üstün olduğuna inanan insanın bunu ispatlamaya çalışacağı açıktır.

Diğer insanlardan üstün olduğuna inanan insanın bunu ispatlayabilmek için güce ihtiyacı vardır. Hobbes’a (1993) göre insan güç aracılığıyla hedeflediği üstünlüğe ulaşabileceğini düşündüğünden bütün davranışlarına güç arayışı yön vermektedir. Bu noktada Adler (2004), güç ve üstünlük çabasını uygarlığın en önemli derdi olarak görmektedir. Diğer insanlardan üstün olduğunu kabul eden insan, bunu kanıtlamak için bir güç arayışındadır. Güç arayışına önündeki engelleri aşmak için girişmektedir. Neitzche’ye göre güç arayışı, insanın baskın bir özelliğidir.

Adler’e göre (2004) insanlar kızgınlıkla üstünlükleri önündeki engelleri aşarak istediklerini yaptırmaya çalışmaktadır. Bunu güç ile gerçekleştiren insan, hem üstünlüğünü ispatlamak hem de iktidarını devam ettirmek için gücünü sürekli artırmak istemektedir. Bu yüzden Fromm’a (1993) göre özünde yıkıcılık da bulunan insan zaman zaman gaddarlığa başvurmaktadır.

İnsan, yıkıcılığa çoğunlukla hedeflerine ulaşmak için başvurmaktadır. Yıkıcılık, toplum tarafından her ne kadar kötü olarak değerlendirilse de Machiavelli’nin (1994) “amaçlar, aracı aklar” görüşü, insanın yıkıcılığına meşruiyet kazandırmıştır. İnsanın, doğası gereği gerçek duygu ve düşüncelerini gizlediği görüşü yaygın olarak kabul görmektedir (Adler, 2004; Freud, 1997). Buna göre gaddarlık yapma imkânı bulamayan insan, eline bunu yapacak gücü geçirdiğinde hedeflerine ulaşmak için gaddarlık yapmaktan kaçınmamaktadır.

İnsanın kötü bir doğaya sahip olduğuna inanıldığında bu kötü doğanın yanlış olsa da hedeflerine ulaşmak için insana her şeyi yaptırabileceği anlaşılmaktadır. İnsanın yıkıcılığını da bu açıdan değerlendirmek mümkündür. İnsanın doğuştan yıkıcı bir varlık olarak dünyaya geldiğini savunanlar olduğu gibi kötü olan doğasının bunu mümkün kıldığını savunanlar da bulunmaktadır. Schopenhauer’a (2017) göre insan başka canlılara zulmeden tek canlıdır. İnsanı “kendi kendinin kurdu” olarak gören Hobbes ise devlet gücünün insanların birbirine kötülük yapmasını engellediğini ileri sürmektedir (Aydın, 2004). İnsanın başka canlılara zarar vermesinin insan doğasının kötü olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir.

Eksiklikleri nedeniyle toplumsal bir varlık olan insan (Hobbes, 1993), kötü özelliklerini dizginleyerek kendi istekleri ile toplumun beklentileri arasında denge kurarak yaşamını devam ettirmektedir. Bununla birlikte doğasında bulunan kötü özelliklerini sürekli olarak tatmin etmeye çalışmaktadır (Adler, 2004). Fakat toplumun düşüncelerini de dikkate almak zorunda olduğu için toplum tarafından dışlanmak istemeyen insan, asıl düşüncelerini başka şeylerle kamufle etmek zorunda kalmaktadır (Hume, 2016). Kötü doğası toplum tarafından frenlenen insan, arzularını gerçekleştirirken toplumsal kabul aramaktadır. Toplumsal bir varlık olan insanın bu yüzden gizli hedeflerini toplumdan kabul görerek gerçekleştirmeye çalıştığı savunulmaktadır.

Freud’a göre de insan, davranışlarını sosyal çevreye uyum sağlamaya yönelik ayarlamaktadır (Stevenson, 2005). İnsanın hemen doyurmak istediği saldırgan ve cinsel dürtüler, toplumca kabul görmediği için baskılanarak topluma uygun hâle getirilmektedir. Kendi doğasına göre yaşarsa toplumdan dışlanacak olan insanın toplum içinde yaşamını sürdürmesinin bu dürtülere yabancılaşmasıyla mümkün olacağını ileri sürmektedir (Freud, 2001). Freud, özünde kötü olan insanın toplumla asla bağdaşamayacağı için toplum tarafından denetlenmesini ve baskı altında tutulması gerektiğini savunmuştur. Baskıyla “yücelme” adını verdiği bir dönüşüm sürecinin başlayacağını ileri sürmüştür. Toplum tarafından baskı altına alınan dürtülerin zararlı hâlden olması istenilen hâle dönüşeceğini iddia etmiştir (Fromm, 1996).

İnsan doğasına ilişkin kötümser yaklaşım – Kullanılan kaynaklar

Adler, A. (2004). İnsanın doğası (A. Tekşen Kapkın, Çev.). İstanbul: Payel Yayınevi.

Aydın, A. (2004). Düşünce tarihi ve insan doğası. İstanbul: Gendaş Kültür.

Freud, S. (1997). Psikanalize yeni giriş dersleri (S. Budak, Çev.). Ankara: Öteki Yayınevi.

Freud, S. (2001). Haz ilkesinin ötesinde ben ve id. İstanbul: Metis Yayınları.

Fromm, E. (1993). İnsandaki yıkıcılığın kökenleri (Ş. Alpagut, Çev.). İstanbul: Payel Yayınevi.

Fromm, E. (1996). Özgürlükten kaçış (Ş. Yeğin, Çev.). İstanbul: Payel Yayınevi.

Hobbes, T. (1993). Leviathan-bir din ve dünya devletinin içeriği, biçimi ve kudreti
(S. Lin, Çev.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Hume, D. (2016). İnsan doğası üzerine bir inceleme (A. Yardımlı, Çev.). İstanbul: İdea Yayınevi.

Keller, W. (2006). İnsan doğası. İzmir: İlya İzmir Yayınevi.

Machiavelli, N. (1994). Prens (N. Güvenç, Çev.). İstanbul: Anahtar Kitaplar Yayınevi.

Sahlins, M. (2012). Batının insan doğası yanılsaması (E. Ayhan ve Z. Demirsü, Çev.). İstanbul: Bgst Yayınları.

Schopenhauer, A. (2017). İnsan doğası üzerine (E. Yıldırım, Çev.). İstanbul: Oda Yayınları.

Stevenson, L. (2005). Yedi insan doğası kuramı (N. Arat, Çev.). İstanbul: Say Yayınları.

Wilson, E. O. (2017). İnsan varlığının anlamı (Z. Sezer, Çev.). İstanbul: Olvido Kitap.

Yavuzer, N. (2013). İnsanın saldırgan ve yıkıcı doğasını anlamak. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimleri Dergisi, 12(23), 43-57.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir